Geçtiğimiz hafta yağmur yüzünden tırmanamadık, bu sayede daha fazla yol planı yapıp bundan sonraki yolculuğumuz için uçak biletlerimizi alabildik. Millerle alınan biletlerin keyfi bir ayrı 🙂 . Aslında yolculuğumuzun ne zaman olacağını az çok biliyorduk ama biletleri aldıktan sonra içimizi bir heyecan kapladı. Uzun süredir planladığımız ve hayalini kurduğumuz bu yolculuğun gerçekleşiyor olması bizi hem heyecanlandırıyor, hem de biraz korkutuyor. Korkumuzun nedeni yolculuk değil, düzenimizden, ailemizden, alışkanlıklarımızdan, yani yerleşik hayatımızdan uzun süre uzak kalacağımızı bilmemiz. Bu duyguların yolculuğa çıkmanın doğal bir parçası olduğunu düşünüyoruz.
* * *
Bugün ise geçen senelerde de katıldığımız Runatolia Maratonu’na katıldık. Runatolia Maratonu Antalya’nın güzel caddelerinden koşulan, keyifli, uluslararası bir etkinlik. Yarışma, maraton (42.2km) , yarı-maraton (21.1km), 10 kilometre ve önceki gün koşulan halk koşusundan oluşuyor. Bu sene şirketleri ve sivil toplum örgütlerini temsilen sporcu sayısının geçen seneye göre daha fazla olduğunu gördük. Kondisyon ve antrenman durumumuzu değerlendirip yarı-maratona kayıt yaptırmıştık. Güzel bir havada ve ortamda yaklaşık iki buçuk saat koştuk.
İki buçuk saat ve 21 kilometre boyunca birbirimizle çok az konuştuğumuzu, daha çok kendimizle konuştuğumuzu yarışma bitince farkettik. İnsan böyle zorlu ve uzun süren, ritmik tekrarlı bir aktivite yaparken asıl yarışma kendi zihninde oluyor. Sadece ağrılar, sızılar ve yorgunluk değil, zihin sesiniz de sizi yavaşlatmaya çalışıyor. Takip ettiğimiz bir çizer bu zihinsel sesi The Blerch olarak tanımlamış. Biraz vaktiniz olduğunuzda okumanızı tavsiye ederiz.