Galler maceramız kuzey sahili boyunca uzanan yolu takip edip Chester’a gelmemiz ile son buldu. İlk bisiklet turumuzun başlangıç noktası olarak Galler aklımızda tepelik bir ülke olarak kalacak.
Evet İngiltere’ye geri gelmiştik ve burdan sonraki rotamız kuzeye dönük olacaktı. İskoçya’ya giderken havanın bir miktar daha soğuk olacağını biliyorduk. Bunun için hazırlıklıydık. Ancak hava tahminleri maalesef burada pek tutmadı. Büyük heveslerle gittiğimiz Göller Bölgesi (Loch) sağanak yağmur altındaydı. Göl kenarına kurduğumuz çadırımızdan hiç çıkamadığımız bir günümüz oldu. İskoçya’da, özellikle Göller Bölgesi’nde daha fazla vakit geçirmeyi planlıyorduk ancak daha kuru olduğunu düşündüğümüz İskoçya’nın doğusuna gitmeye karar verdik. İskoçya’nın doğası, milli parkları gerçekten çok güzel. Adanın diğer yerlerine göre daha ağaçlık. Ayrıca burada dışarıya kamp yapmak da serbest. Bu yüzden kamp yapmak için, doğada vakit geçirmek için çok güzel bir ülke. Ancak hava durumu pek buna müsait değil. En azından bizim burda olduğumuz dönem için öyle oldu.

İskoçya’nın doğası dışında şehirlerinde de gezme fırsatı bulduk. Edinburgh’un tarihi sokaklarında yürüdük, en eski barında yerel yemeklerinden biri olan ‘haggis’i denedik, heryerden duyulan gayda sesini dinledik. Glasgow daha modern bir şehir, daha iş odaklı bir yer. İki şehirde de bisikletli yaşam günlük hayatın içinde. İşine, okuluna bisiketle giden çok insan var. Bisiklet yolları da buna alt yapı oluşturmuş. Glasgow ve Edinburgh’a arasındaki bisiklet yolu üzerinde iki kanalı birleştiren Falkrik Wheel’in tekneleri nasıl kanaldan kanala taşıdığına şahit olduk. Falkrik yakınındaki otuzar metre büyüklüğündeki iki at kafası heykelini (Kelpies) gördük.

Hiç kullanmadığımız ya da az kullandığımız eşyalarımızı Barış’lara postaladık. Yola çıkarken ihtiyacımız olacağını düşündüğümüz bazı şeylerin çok da ihtiyaç olmadığını gördük. ‘Bisiklet turunda ihtiyacın olan şeyleri değil, onsuz yapamayacağın şeyleri almalısın’ demişti bir turcu ev sahibimiz. Hala bazı lükslerimizden vazgeçmiş değiliz. Yemek konusunda pek hassasız 🙂 Ancak artık düşündüğümüzden daha az giyecek ile yolumuza devam ediyoruz.
İskoçya aynı zamanda ikimizin de lastiklerinin patladığı hatta Ateş’in lastiğinin yarıldığı yer olarak akıllarda kalacak. İlk patlağımız dev bir çivi yüzüden, lastikteki yarığın ise nasıl olduğu hala meçhul.