AVRUPA’DAYIZ

Bu yolculuğa çıkmadan önce kendimize “her hafta bir yazı yazarız” demiştik. Şu anda farkediyoruz ki bir önceki yazımıdan beri bir aydan daha fazla süre geçmiş. Yolda yaptıklarımızı her gün not alıyoruz, bol bol da fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. Şimdi hepsini yazmaya ne İnternet bağlantımız, ne şarjımız ne de enerjimiz yetiyor, o yüzden uzunca bir özet sizi bekliyor.

IMG_2266
Bir ayda İskoçya’dan İngiltere’ye geçtik. İngiltere’nin “Gardens of England” adı verilen, bize elma bahçeleri ve ormanları ile Türkiye’yi hatırlatan güney doğusundan geçerek Dover’a vardık. Beyaz uçurumları ile ünlü Dover, feribot ile Fransa’ya geçiş yapabileceğiniz bir liman şehri. Dover’a planlağımızdan birkaç gün erken vadığımız ve Avrupa rotamız tam belirgin olmadığı için bir miktar dinlenmek, bir miktar bisikletlere bakım yapmak, biraz da planlama ve hazırlık için Dover civarında bir kamp alanında birkaç gün geçirdik. Bisikletlere iyi ki bakım yapmışız, ciddi bir sıkıntı yaratabilecek bir gevşemeyi zamanında farkedip bir bisikletçide tamirimizi yaptırabildik. Avrupa’daki bisiklet turumuzun planını yaptık ve bir sonraki yolculuğumuz için önçalışmalar yapmaya başladık.
Dover’dan Avrupa kıyısına geçmek için iki opsiyonunuz var; ya Dunkirk ya da Callais’a geçebiliyorsunuz. İkisi de Fransa’da olan bu şehirlerden biz, rotamızın üzerinde olduğu için Dunkirk’ü seçtik. Aslında amacımız Ren Nehri rotasını takip etmekti ama Bruges ve Amsterdam’a bu kadar yakın olup onları görmekden gitmek olmazdı. Bu yüzden rotamızı Dunkirk, Bruges, Amsterdam ve Utrecht’ten geçirip sonrasında Ren Nehri ile buluşmaya karar verdik.

IMG_2435

Dover-Dunkirk arası çok keyifli bir feribot yolcuğu yaptık. Bisikletli olduğumuz için bir takım önceliklerimiz de vardı; bütün arabaların önünden feribota binip, hepsinden önce indik. Bir anda trafik sağdan akmaya başladı. Eskiden alışık olduğumuz bu düzene geri alışmamız biraz zaman aldı. Fransa’da ilk supermarkete girdiğimizde çok mutlu olduk. Meyveler, sebzeler çeşit çeşitti ve kilo ile satılıyordu. Son iki ayda İngiltere’de çedardan başka peynir görmeyen biz Fransa’da onlarca çeşit peyniri görünce sevindik. Dunkirk’de 2. Dünya Savaşı Anıtlarını ziyaret ettik. Fransa’dan çıkıp Belçika sınırına yaklaştıkça bisiklet yolları ve bisikletliler artmaya başladı. Evler, sokaklar çok bakımlı ve güzeldi. Her yer, evlerin bahçeleri bile heykellerle doluydu. Hemen hemen her yolun yanıbaşındaki bisiklet yolları keyfimizi iyice arttıdı. Bu zamana kadar yolumuzu bulmak için genellikle GPS’den yararlanıyorken, sıklaşan rota işaretleri de bize yol göstermeye başladılar. Belçika’da Oostend şehrinden geçerken senede bir yapılan denizcilik festivaline denk geldik. In Bruges filmi ile tanıştığımız Bruges şehri gerçekten bir dünya mirası, yağmurlu bir günde ordaydık. Tarihi kentte elimizde bisikletimizle saatlerce yürüdük. Hollanda’ya doğru gittikçe bisikletli sayısı iyice artmaya hatta bisiklet trafiği olmaya başladı. Hollanda’daki ilk günümüzde orman içinde kendi evini yapmış Toine’e misafir olduk. Kuzey denizi kıyısı boyunca kuzeye ilerledik, Amsterdam’a vardık. Amsterdam kanalları ve şirin sokakları ile Hollanda’nın Viyana’sı, ama çok mu çok kalabalıktı, hava da sıcak olunca bunaldık. Amsterdam’dan Ren Nehri’ne yolumuz Utrech’ten geçiyordu. Utrech yine kanalları ve kanal yanı sokakları ile çok canlı, çok keyifliydi. İki gün sonra Ren Nehri rotasına girdik. Almanya’ya girdiğimiz ilk gün yuvada öğretmen olan, caz sever Ralf’ın evine misafir olduk. Düsseldorf’ta Alt, Köln’de Kölch içtik. Bonn’da askeri bir festivale denk geldik, asker bandosunun çaldığı müzikleri dinledik. Her geçtiğimiz şehri kokluyor, bazılarını sevip daha fazla kalıyor, bazılarından da hızlıca geçiyoruz.

IMG_2442

Ren Nehri boyunca güneye inmeye devam ediyoruz, kaynağa 600 kilometre civarı kalmış, her kilometrede bir konmuş büyük işaretlerden takip ediyoruz. Yemyeşil, su kenarı yolumuzun manzarası güneye indikçe daha da ormanlık ve tepelik oluyor. Mis gibi orman havası, ısıldayan nehir manzarası eşliğinde, zaman zaman şehirlerden geçerek yol alıyoruz. Almanya’da bizim gibi bisiklet turcuları da görmeye başladık. Onlarla konuşup fikir alışverişi yapıyoruz. Hem yolda tanıştığımız hem de evlerine misafir olduğumuz insanlardan çok şeyler öğreniyoruz. Ne kadar insan varsa o kadar hikaye, o kadar hayat var aslında. Kimilerini hayretle, kimilerini heyecanla dinliyoruz.

IMG_2685

Ren nehri, bir noktada Almanya – Fransa sınırında ilerliyor, bu noktada Fransa’ya geri girdik, Basel’e kadar Fransa’dan yola devam ettik. Basel İsviçre – Fransa – Almanya sınırında, üç ülkede de olan bir şehir. Bir günümüzü gezerek geçirdik, şimdiye kadar bütün turcuların söylediği gibi gerçekten de pahalı olduğunu gördük. İsviçre – Almanya sınırının Alman tarafında büyük süpermarketler var, bazı İsviçreliler alışveriş yapmak için sınırı geçip bu süpermarketlere gidiyormuş. Ülkeler arasında bizim gördüğümüz kadarı ile bire dört gibi bir pahalılık söz konusu, o yüzden alışveriş yapmak için sınır geçmeyi anlayabiliyoruz.

IMG_2834

Basel’den iki günlük bisiklet yolculuğu ile Zürih’e geldik. Ren İsviçre’ye girdikten sonra yolumuz yavaş yavaş daha tepelik ancak çok daha yeşillik ve güzel manzaralı olmaya başladı. Zürih’te Ateş’in çok uzun süredir görmediği bir çocukluk arkadaşı ile buluştuk, onun evine misafir olduk. Bugün de şehri gezip yarın yolumuza devam edeceğiz.

IMG_2968